Görevinden alındı
Ankara yeni bir görevden alınma iddiası ile akşama başladı. TBMM Genel Sekreteri Ali Osman Koca’nın ani bir kararla görevden alındı.Görevden alınan Koca başbakanlık müşavirliği görevine getirildi.
İddialara göre; yıllar önce bakanlıklardan birinde görev yapan Ali Osman Koca, bir süre sonra TBMM’de Genel Sekreter olarak çalışmaya başladı. Koca, bakanlıkta ‘işçi’ olarak çalışan bir kadını da sekreteri yaptı. Bülent Arınç’ın başkan olduğu dönemde TBMM’ye geçen Koca, Köksal Toptan döneminde de terfi ederek genel sekreterlik görevine getirilmişti..
Cafesiyaset.com
TBMM’ye geçer geçmez, sekreterini de yanına aldırdığı iddia edilen Ali Osman Koca ve sekreteri arasında yakınlaşma başladı iddialarının kulislere düşmesi üzerine görevden alınmasına kesin gözüyle bakıldığını daha önce Cafesiyaset yazmıştı.
İddialara göre TBMM Genel Sekreteri Ali Osman Koca’nın görevinden alınması için o zamanda düğmeye basıldığını ve bu olayın aradan biraz zaman geçtikten sonra kamuoyuna duyurulacağı cafesiyaset tarafından kamuoyuna duyurulmuştu.
Akşam saatlerinde Koca görevinden alınarak başbakanlık müşavirliği görevine getirildi. Henüz yerine kimin getirildiği ise belli değil.
Ölümünde 3 silahmı kullanıldı
Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Daire Başkanı Behçet Oktay’ın ölümüne ilişkin babası Mehmet Oktay ve kız kardeşi Zeynep Oktay Demirci, ”Cinayet dosyada yok sayılan kayıtlarda yer alan üçüncü silahla işlenmiştir” iddiasında bulundu.
Behçet Oktay’ın Hekimhan ilçesindeki babası Mehmet Oktay ve kız kardeşi Zeynep Oktay Demirci, AA muhabirine yaptıkları açıklamada, polis kayıtlarında dosyada ismi belirtilen görgü tanığı H.K’nin sesiyle kayda geçen üç silahın varlığından söz edildiğini belirtti.
Savcılık ve emniyet yetkililerinin Behçet Oktay dosyasında iki silah olduğunu belirttiğini, dosyayı bu eksik bilgi ile kapattıklarını öne süren aile, resmi kayıtlardaki üçüncü silahı neden görmediklerini sordu.
Behçet Oktay’ın babası ve kız kardeşi şu bilgiyi verdi:
”Dosyada iki silah olduğu belirtiliyor. Görgü tanığının olayı polise bildirirken 3 silah ve sahip çıkılması gereken evraklar olduğunu söylüyor. Görgü tanığının ses kaydı bizde bulunuyor. Bu üçüncü silahı da sizlerden istiyoruz. Şimdi üçüncü silah ne demek? Üçüncü silah nereden çıktı? Kimin silahıdır? Kimler kullandı? Kayıtlara rağmen dosyada neden yer almadı? Olayda kullanıldığı iddia edilen Smith Wesson tabancanın namlusunun incelemesi neden yapılmadı? Kıllar, deri parçaları, yağ dokusu, kan, karbonmonoksit ve benzerleri. Yoksa bütün olay yerini barut deryasına çeviren barut izi bırakmayan Smith Wesson tabancanın yerine bu üçüncü silah mıydı cinayette kullanılan? Evet olayda barut izi bırakmayan toplu tabancanın kullanılmadığı kesin. Cinayet, dosyada yok sayılan kayıtlarda yer alan bu üçüncü silahla işlenmiştir.”
Kayıtlardaki ”Sahip çıkılması gereken evrakın” nerede ve neyin evrakı olduğunun ortaya çıkarılması gerektiğini ifade eden baba Mehmet Oktay ile kız kardeşi Zeynep Oktay Demirci, şöyle devam etti:
”Bu somut gerçekler dosyada yer almadı. Neden bu gerçekler saklandı? Görmezlikten gelindi. Kim, kimleri koruyor? Bir dosya düşünün ki cinayette kullanılan üçüncü silah ses kayıtlarında gün gibi apaçık dururken, yok sayılsın. Bir dosya düşünün ki ‘olay yerinde sahip çıkılması gereken evrak’tan ses kayıtlarında açıkça bahsedilsin, bu gerçekler dosyada görülmesin, duyulmasın, bulunmasın; kısaca kaybolsun. Aslında bizler biliyoruz bu senaryoları. Behçet Oktay olayında senaryolar birbirine girdi. Senaryoları karıştırdınız. Yanlış sahneler çektiniz. Ne yazık ki Behçet Oktay dosyasında bu ve benzeri gerçekler gün gibi apaçık dururken, soruşturmayı yöneten polis ve savcılarca sözde görgü tanığına bu sözler ile ilgili tek bir soru sorulmamıştır.”
-”SAVCI OLAY YERİNE GİTMEDEN DOSYAYA İMZA ATTI”-
Savcının olay yerine gitme gereksinimi duymadan, 02.45′te adli kollukla birlikte hiçbir belge ve bilgiye dayanmayarak dosyaya sadece imza attığını iddia eden aile, şunları ifade etti:
”Düşünün ki sayın savcı olayın nerede meydana geldiğinden bile bihaberdir. Bu dosya hukuk tarihinde kara bir lekedir. Hukuk devletinde yaşadığı algısına sahip bizler, bu isteklerimizin doğal hak olduğu gerçeğinden yola çıkarak yetkilileri ‘üçüncü silah ve sahip çıkılması gereken evraklar’ ışığında cinayetin aydınlatılması noktasında göreve çağırıyoruz
31 parmaklı çocuk
Çin’il Liaoning bölgesinde yaşayan 6 yaşındaki çocuğun el ve ayaklarını görenler şaşırıyor. El ve ayaklarında toplam 31 parmak bulunan çocuğun, çekilen filmlerinde de 31 parmak net görülüyor. O henüz 6 yaşında. Ama doğumundan itibaren el ve ayaklarındaki parmak sayısı ile görenleri hayrete düşürüyor.
6 yaşındaki ismi açıklanmayan çocuk hasta, ülkenin Liaoning bölgesindeki Shengjing hastanesinde tedavi görüyor. Hastanın el ve ayaklarında toplam 31 parmak bulunuyor.
Doktorları, parmakların bir kısmının alınabileceğini ama normal bir insanda olduğu gibi toplam 20 parmağa indirilmesinin ise bazı sağlık sorunlarını ortaya çıkarabileceğini söylüyor.
Doktorlar, kemik yapısından dolayı fazla parmaklarının hepsinin alınması halinde çocuğun el ve ayağını normal kullanamayacağını belirtiyor.
Doktorlar, bunun benzeri pek görülmeyen bir tür “süpürge ayak” sendromu olduğuna dikkat çekiyorlar.
6 yaşındaki çocuk parmak sayısı açısından bir dünya rekoru olduğu ortaya çıktı. Bugüne kadar bilinen en yüksek parmak sayısına sahip insanın 25 parmağı bulunuyordu
Emeklilere müjde
Memurlar için sürekli iyi haberler geliyor. Anayasa Mahkemesi gündemindeki düzenlemenin geçmesi durumunda emekliler hem yüksek maaş alacak hem de 10 yıllık farklarına kavuşacak. Emekli maaşları arasındaki uçurumun kapatılması yönünde yaşanan olumlu gelişmeler milyonlarca emeklinin yüzünü güldürdü. Türkiye’nin gündemini belirleyen Cafesiyaset, bu konuda yine ayrıntılara ulaştı.
Davayı açan İşçi, Memur ve Bağ-Kur Emeklileri Derneği Başkanı Hamdi Öz, yine müjdeli bilgiler verdi. Öz, “Anayasa Mahkemesi’nden beklediğimiz yönde karar çıkarsa, emekliye Ocak 2000 tarihinden itibaren faiziyle birlikte fark alma hakkı doğacak. Bu fark yıla ve maaşa göre 50 bin TL’ye kadar çıkacak” dedi.
Cafesiyaset’e özel açıklamalarda da bulunan Öz, emeklilerin bayram edeceği tarihi de 30 Haziran olarak açıkladı.
Demireli istemedi
Aydın Menderes, babası, eski Başbakan Adnan Menderes’in anılacağı panele 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in katılmasını istemedi. Demirel bunun üzerine vazgeçti. Aydın’da bulunan Adnan Menderes Üniversitesi (ADÜ) tarafından 29 Mart 2010 Pazartesi günü düzenlenecek “Türk Siyasi Tarihinde Adnan Menderes” isimli panele daha önce katılacağı duyurulan Demirel, son anda katılmaktan vazgeçti. Panel için basılan davetiyelerde, panelistler arasında Demirel, Meclis eski Başkanı İsmet Sezgin, Aydın Menderes, oğlu Adnan Menderes, eski milletvekillerinden Yılmaz Karakoyunlu, gazeteci-yazar Taha Akyol ve siyaset bilimci Yüksel Taşkın’ın da bulunduğu duyurulmuştu.
HASSASİYET GÖSTERMEDİ
Aydın Menderes’in Demirel’in siyaset yaptığı sürece, babası Adnan Menderes’e “yeteri kadar hassasiyet göstermediği” için anma toplantısına katılmasından rahatsız olduğunu ADÜ Rektörü Prof. Dr. Şükrü Boylu’ya ulaştı. Menderes ile görüşen Rektör Boylu, rahatsızlığı birinci ağızdan dinleyince Demirel’e bu hassasiyeti iletti. Demirel de panele katılmaktan vazgeçti.
KATILACAĞI DUYURULMUŞTU
Daha önce açılış konuşmalarını yapacağı belirtilen Demirel ve Sezgin’in programlarını iptal ettiği, üniversitenin internet sitesinde de duyuruldu. “Kamuoyuna Duyuru” başlığıyla yapılan açıklamada, “Panelde 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve TBMM eski Başkanı İsmet Sezgin’in açılış konuşmalarını yapacağı, web sayfamızda ve davetiyelerimizde duyurulmuştur. Ancak 9. Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel ve TBMM eski Başkanı Sayın Sezgin, mazeretleri nedeniyle panelimize katılamayacaklarını bildirmişlerdir” ifadesine yer verildi.
REKTÖRE GELMESİN DEDİM
İddiayı doğrulayan Aydın Menderes, yıllarca devam etmiş bu istismarın bir sonunun gelmesi gerektiğini söyledi. Cihan Haber Ajansı muhabirine konuşan Menderes, “Olayın tamamı da tamamen doğru bir şekilde kamuoyuna yansımıştır” dedi. Menderes, üniversitenin düzenlediği programa katılacağını da açıkladı. Kendisinin Demirel’in gelmesinin uygun olmayacağını münasip bir dille rektöre ifade ettiğini dile getiren Menderes, şöyle konuştu: “Yıllarca devam etmiş bu istismarın bir sonu gelmeli. Son 3 yıldır 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in, Adnan Menderes ve Demokrat Parti’nin ‘Demokrasi, yeter söz milletindir ve egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletindir’ ilkelerinden tamamen saptığını ve üçüncü olarak da son zamanlarda yine adeta 27 Mayıs’ı haklı çıkartan, Demokrat Parti’yi töhmet altında bırakan beyanlarda bulunduğunu ileri sürerek, kendisinin katılmamasının uygun olacağını ifade ettim.”
MAZERETLE VAZGEÇTİLER
Öte yandan, ADÜ Rektörü Prof. Dr. Şükrü Boylu ise, panelin davetiyelerinin dağıtılmasının ardından 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ve TBMM eski Başkanı İsmet Sezgin’in panele katılmak istediklerini, daha sonra toplantının siyasi bir anlam kazanacağı gerekçesiyle mazaret belirterek vazgeçtiklerini ifade etti.
Gataya sevk istiyor
‘Balyoz’ soruşturması kapsamında tutuklanan eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın avukatı Celal Ülgen, müvekkilinin GATA’ya sevk edilmesini istediklerini söyledi. Ülgen, “Silivri çok rutubetli. Sağlığından endişeliyiz. Kendisi kabul etmiyor ama biz GATA’ya sevkini istiyoruz.” dedi.
Beşiktaş’taki İstanbul Adliyesi’ne gelen avukat Celal Ülgen, avukat arkadaşı Hüseyin Ersöz’ün Çetin Doğan’la görüşmeye gittiğini belirtti. Doğan’ın sağlığı konusunda rapor beklendiğini ifade eden Ülgen, “Hem görüşmek hem de sağlık durumuyla ilgili bilgiler almak istiyorduk. Ancak aldığımız bilgilere göre Silivri Devlet Hastanesi’ndeki inceleme sonuçları, Silivri Cezaevi’ne intikal etmemiş. Avukat Ersöz’ün bana verdiği bilgiye göre Çetin Paşa’nın sağ bacağında uyuşma ve ağrı yoğunlaşmış.” dedi.
Silivri Cezaevi kampüsünün oldukça rutubetli ve nemli bir yer olduğunu savunan Ülgen, “Bu bölgede bacak ağrısının, uyuşmasının nüksetmesinin çok tehlikeli olabileceği daha önceden doktorlar tarafından söylenmişti. Bu nedenle endişeliyiz. Avukat İsmail Tepecik’le birlikte 10 dakika önce Cezaevi İnfaz Kurumu Müdürlüğü’ne bir faks çekerek tam teşekküllü hastaneye sevk işleminin ivedi olarak gerçekleştirilmesini istedik.” diye konuştu.
Gazetecilerin Doğan’ın hastaneye gitmeyi reddettiği yönündeki sözleri hatırlatılan Ülgen, “Kendisini ikna ettik. Sağlık söz konusu olunca ikna ettik ve mutlaka hastaneye gidecek. Bu hastane hangisi olursa olsun gidecek. Ancak bildiğiniz gibi sadece tutuklular için değil, bütün hastalar için hasta hakları bulunmaktadır. Hasta hakları çerçevesinde hastanın kendi tedavi işlemini yapacak hastaneyi ve doktoru seçme hakkı vardır. Tutuklu bu seçme hakkından yoksun bırakılamaz. Bunun dikkate alınacağını düşünüyorum.” dedi.
ÜÇ FARKLI HASTANEYE SEVK EDİLMİŞ
“Sizin bir tercihiniz var mı?” sorusu üzerine Ülgen, “Avukatlar olarak bizim tercihimiz, Çetin Paşa’nın itirazına rağmen GATA. Çünkü Çetin Paşa, GATA olması halinde birtakım çevrelerin ‘Gatakulli’ lafını yineleyeceğini düşünüyor. Böyle bir durumu içine sindiremeyeceği için Çetin Paşa, İstanbul Üniversitesi hastanelerinin olabileceğini düşünüyor. Ama biz, bütün incelemelerinin, raporlarının GATA’da olması nedeniyle ve doktorların da orada bulunması sebebiyle bunun daha doğal bir hastane olacağı düşüncesindeyiz.” karşılığını verdi.
Bu arada, Çetin Doğan’ın üç ayrı hastaneye sevk edildiği öğrenildi. Silivri Devlet Hastanesi’nden Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Müdürlüğü’ne gönderilen yazıya göre; Doğan MR için 23 Mart 2010 tarihinde Esenyurt Devlet Hastanesi’ne, 11 Mayıs 2010 tarihinde EMG için Bakırköy Devlet Hastanesi’ne, sintigrafi için ise Siyami Hersek Hasta-nesi’ne sevk edilmiş. ZAMAN
Milyar dolarlık uçak düştü
Geçtiğimiz yıl Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül’ün başkanlığındaki heyet helikopterin gösteri uçuşuna katılmış ve tam not vermişti. bazı uzmanlar ise T129 için ‘uçamaz’ demişlerdi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin taarruz helikopteri ihtiyacını karşılamak için İtalyan Agusta Westland firmasından alınan ve T129 P1 adı verilen prototip helikopter, test uçuşu sırasında düştü. Türkiye, İtalya’dan 3 milyar dolara toplam 50 adet T129 P1 helikopteri almak için sözleşme imzalamıştı. Helikopterin ihale sürecinde, bazı bürokratların, ‘uçamaz’ diyerek projeye karşı çıkmışlardı.
Edinilen bilgilere göre, T129 P1 adı verilen taarruz helikopterinin tek prototipi, geçtiğimiz Cuma günü öğleden sonra, İtalya’nın Verbania şehri civarında, İsviçre sınırına yakın bir bölgede, test uçuşu yaparken düştü. Helikopteri üreten Agusta Westland firmasına ait özel araziye düşen helikopterdeki, İtalyan pilot ile teknisyen ağır yaralandı.
PROJE GECİKEBİLİR
İtalya, ATAK helikopterlerini sözleşmeye göre, 2013 yılında Türkiye’ye teslim etmeye başlayacaktı. Ancak bu gelişme sonrasında projede ciddi gecikmeler yaşanması bekleniyor. Üretici firma A 129 helikopterlerinin ismini Türkiye için T129 olarak değiştirmişti. Ağırlıklı olarak terörle mücadele operasyonlarında kullanılacak olması nedeniyle, helikopterlerin motoru Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun zorlu coğrafi ve meteorolojik koşularına göre yeniden tasarlanmıştı. İhale öncesi bazı uzmanlar T129′un alımına ‘uçamaz’ diyerek karşı çıkmışlardı.
KENDİ ETRAFINDA DÖNMEYE BAŞLADI
Helİkopterİn, düşmeden önce 1500 feet irtifada kendi etrafında dönmeye başladığı ve bu şekilde yere çakıldığı öğrenildi. Düşme nedeniyle ilgili kesin kaza – kırım raporu çalışmalarının devam ettiği ancak, kuyruk motorundaki bir arıza nedeniyle düştüğü değerlendiriliyor. Helikopter yere çakıldıktan sonra yangın çıktığı, parçalarının ise 10 metre yarıçapındaki bir alana dağıldığı öğrenildi.
Sabancı aillesini uzatlaştırdı
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’ın baş beladan kurtulmuyor. Mustafa Tuncel’in Sabancı Ailesini Aytaç Durak kaçırdı iddiasını Cafsiyaset yazarı Mehmet Uluğtürkan yazdı….
Satır arasındaki asıl sorun
Adana Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Mustafa Tuncel’in açıklamalarıyla başladı süreç. Oysa onun söyledikleri 20 yıldır konuşuluyordu. Buna rağmen Aytaç Durak her dönemin iktidar partisi tarafından aday gösterildi. Yetmedi, bütün söylenenlere rağmen Adanalılar Durak’ı seçti. Adanalılar seçtikçe, bu kez seçimlerin şaibeli olduğu konuşuldu.
Lafı uzatmayalım, mevcut duruma geçelim: Son haftalarda yaşananlarla ilgili yazılmayan konuşulmayan kalmadı. Herkes bir şeyler söyledi. Başbakan’dan muhalefet partisi liderlerine, gazetecilere kadar herkes düşüncelerini söyledi. Artık söz yargının. Bekleyip sonucu göreceğiz. Ancak, küfürlerin, yolsuzlukların, şaibenin, rüşvetin konuşulduğu süreçte Mustafa Tuncel’in bazı sözleri vardı ki, onca hengamenin satır aralarında kaldı. O sözler, Sabancıların Adana’dan uzaklaştırılmasıyla ilgiliydi. Ve bence çok çok önemliydi.
Tuncel, Durak’la ilgili son açıklamalarının gölgesinde kalan şu cümleleri söyledi:
“Aytaç Durak o kadar zengin ki, kendisinden başka zengin bir kişiyi Adana’da bırakmadı. Başka büyük zengin kim? Sabancılar… Sabancılar’ın 600-700 dekar arsasını ya yeşil alan yaptı, ya mezarlık yaptı, ya da başka bir şey yaptı. Yıldı, usandı adamlar, ‘Belediye başkanı olduğu sürece bize hayat yok’ diyerek İstanbul’a taşınma kararı aldılar. Ömer Sabancı ve Güler Sabancı’ya bunlar sorulabilir. Adana’da kendilerine yapılan bu tutum ve haksız davranışları kendileri de söyleyebilir.”
Adana’nın gelişmemesindeki en büyük engelin Aytaç Durak olduğunu defalarca yazmış biri olarak bu cümleleri 25 yıllık arkadaşından da duymuş olduk.
Kimine göre Aytaç Durak vakasının yaygın medyada sıkça yer alması kentin imajına zarar veriyor. Böylesi bir imaj zararına razıyız. Keşke böylesi bir durumla 10 yıl önce karşı karşıya kalsaydık. Böylece Aytaç Durak ve onun sisteminin işlemediği bir Adana olacaktı.
Şu gelişmelerin ardından, muhtemeldir ki, Adana yepyeni bir döneme giriyor. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yaşadıklarımız onu gösteriyor. “Her krizden bir fırsat doğar” klişe sözüne ilk defa bu denli sarılmamız gerekir diye düşünüyorum.
Artık her şey tartışılıyor. Sistemin nasıl kilitlendiğini gördük. Tuncel’in söylediği ‘Korku imparatorluğu’ çöküyor. Artık Adana’nın kaderi bir kişinin iki dudağı arasından çıkan cümlelerle şekillenmeyecek. “Ben yaptım oldu” denmeyecek. “Hizmet üretmek için bazen yasaları, yönetmelikleri delmek gerekebilir’ denemeyecek.
Şimdi yargı, yolsuzluk, rüşvet, usulsüzlük konularını değerlendirecek. Olayın bu yönü yargıya bırakılırken kente sahip çıkması gerekenler Adana’nın yeniden şekillenmesi, yeniden yükseliş trendinin yakalanması için hazırlıklara başlamalı.
Belediye meclis üyeleri, meslek odası yöneticileri, sivil toplum kuruluşu temsilcileri, iş dünyası temsilcileri hatta gazeteciler…Nasıl bir Adana’da yaşamak istiyorsak, elbirliği ve sevgiyle kolları sıvama zamanı
Anneye iğrenç sözler
Türkiye’de inancı gereği taktıkları başörtüsünden dolayı birçok kadın zenci muamelesine tabi tutuluyor. Örtülü hanımlar hakaretlere ve aşağılanmalara maruz kalıyor. Yaşanan bu tür olayların son örneği ise İstanbul Üniversitesi (İÜ) Cerrahpaşa Hastanesi’nde meydana geldi. İÜ Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Akçay’ın 6 aylık bebeği Hakan Yavuz Akçay, rahatsızlanarak havale geçirdi. Hakan bebeğin havale geçirmesi üzerine anne Sevda Akçay (24) bebeğini Cerrahpaşa Hastanesi Çocuk Acil bölümüne götürdü. Anne Akçay, hastanede Prof. Dr. Halit Çam tarafından olmadık hakaretlere maruz kaldı.
ANNEYE HAKARET GİBİ SÖZLER
Anne Sevda Akçay konuyla ilgili olarak yaptığı açıklamada, çocuğu hastanede yatarken, çocuk acil bölümünden sorumlu olan Prof. Dr. Halit Çam’ın, teftiş sırasında oğlu Akçay’ı kontrol ettiğini söyledi. Kontrol sırasında doktorun kendisine, “çocuğun nesi var?” diye sorduğunu ifade eden Akçay, doktora çocuğunda kalsiyum eksikliği olduğunu söylediğini kaydetti.
Akçay, Doktor Çam’ın bu cevap karşısında, kalsiyum eksikliğinin çocukta olmasına rağmen kendisine dönerek; “baksana şu kıyafetine tabii ki kalsiyum eksikliği olur. Bu kıyafetin neresinden güneş girecek. Sen hiç mayonu giyip deniz kenarında güneşlenmedin mi?” şeklinde garip bir cevap verdiğini belirtti. Doktorun kendisine hangi ilçede oturduğunu sorduğunu da söyleyen anne Akçay, Ümraniye’de oturduğunu söylediğini ifade etti.
Bu cevap karşısında Doktor Çam’ın daha da ileri gittiğini kaydeden Akçay, kendisine, “Tamam işte kendine benzeyenlerle beraber oturuyorsun” şeklinde konuştuğunu söyledi.
Çocuğunun hastalığı ile mi yoksa karşısındaki garip tavırlar içerisindeki doktorla mı uğraşacağına şaşırdığını kaydeden Sevda Akçay, doktora, “Siz bana hakaret etmeye mi geldiniz, çocuğumuzla ilgilenmeye mi geldiniz?” şeklinde soru sorduğuna dikkat çekti. Akçay, doktorun bu soru karşısında sırıtıp uzaklaştığını belirtti.
İstanbul Üniversitesi (İÜ) Türk Dili ve Edebiyat Bölümü Araştırma Görevlisi Yusuf Akçay ise, doktorun eşi Sevda Akçay’a bu şekilde davranmasını hekim ahlakına yakıştıramadığını söyledi.
Prof. Çam, çam üstüne çam devirdi
Konuyla ilgili kendisine ulaştığımız Doktor Halit Çam, yaptığı açıklamada, Sevda Akçay ile arasında tartışma yaşandığını doğruladı. Olay günü tıp öğrencileri ile beraber hastalara vizite yaptıklarını kaydeden Doktor Çam, annenin tesettürlü olduğu ve çocuğunda da kalsiyum eksikliği olduğunu duyunca öğrencilere dönerek; “Muhafazakar yapıda insanlar kapalı giyindiği için bunların güneşe maruz kalma şansları az. Dolayısıyla bu kişilerin çocuklarında kalsiyum eksikliği rastlanabiliyor. Bu kişiler farklı görüşlerdeki kişiler gibi mayo giymediği için güneşte kalma ihtimalleri de az” diyerek konuyu anlattığını belirtti. Doktor Halit Çam, anne Sevda Akçay’a dönerek de; “Sizler muhafazakar olarak farklı görüşte olan insanlar gibi mayo giymediğinizden dolayı güneşe maruz kalamıyorsunuz… Mayo giyenlerde ise kalsiyum eksikliği olmaz” dediğini iddia etti. Doktor Çam, anne Akçay’ın cahil olduğunu ve aydınlatmak için bunları kendisine söylediğini öne sürdü. (VAKİT)
Türkiye sandık başında
Oysa Cumhurbaşkanı’nın referanduma sunarken maddeleri ayırma yetkisi var.
Anayasa paketi ile ilgili MHP’den de CHP’den de geri adım yok. Yani ufukta referandum var. Meclis’teki dağılım bunu gösteriyor.
Çünkü referandumsuz, bir düzenleme için ihtiyaç olan oy 367. Anayasa değişikliklerinde 330 ile 367 arasında oy alan düzenleme referanduma gidiyor.
AK Parti’nin milletvekili sayısı 337. Referandum seçeneği için hiç fire vermemesi lazım. 20 milletvekili olan BDP destek verse de, referandumsuz rakama ulaşılamıyor. Yani AK Parti içinde referanduma kesin gözüyle bakılıyor.
Gözler Çankaya Köşkü’nde
Zaten bu nedenle de anayasa değişikliği paketinin son maddesinde bu konu var. Ama tartışma yaratacak biçimde.
Yani AK Parti, paketin tamamının oylanmasını istiyor. Oysa bir süre önce CHP lideri Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı’na çağrıda bulunmuş; “Oyuna gelme, maddeleri ayır” demişti.
Pakete eklenen bu hükümle, gözler Çankaya Köşkü’ne çevrildi. Paket Meclis’ten geçip, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önüne gidince tavrının ne olacağı merak ediliyor.
Çünkü Cumhurbaşkanı’nın maddeleri ayrı ayrı referanduma götürme yetkisi var. Cumhurbaşkanı isterse, pakette 367′nin üstünde oyla kabul edilen düzenlemeleri referanduma da götürmeyebilir.
Gül, doğrudan referanduma sunulacak paketten ayırarak, onaylayıp, yürürlüğe girmesini de sağlayabilir.
Referandum zamanlaması
Ama tartışma sadece bununla sınırlı değil. Ufukta bir de referandumun zamanlaması ve bunun hukuki boyutu ile ilgili tartışma var.
Çünkü CHP, referandum süresini 120′den 60 ‘a indiren düzenlemenin bir yıldan önce uygulanamayacağını savunuyor; “Uygulanırsa da Anayasa Mahkemesi’ne giderim” diyor.
Oysa AK Parti’nin hedefi yaz öncesi referandum. Yani tek başına referandum uygulaması da mahkemelik olabilir.